sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

264 kişi kendisini tutuyor, 9 arkadaşı var.


28.06.1988 doğumlu, 23 yaşında. kumpas olarak çalışıyor. http://safranlekesi.blogspot.com/ adlı bir sitesi var.

a dir

..

sustuklarımdan kalan... rss kaynağı

adresi: http://safranlekesi.sosyomat.com/blog
35 yorum var - 02 Nisan 2011 23:22 yazılmış
14 yorum var - 15 Ağustos 2010 04:43 yazılmış
66 yorum var - 19 Aralık 2009 14:31 yazılmış
30 yorum var - 26 Kasım 2009 11:53 yazılmış
aferim133

kır ..

60 yorum var - 11 Mayıs 2009 00:13 yazılmış

Pejmurdee   19 Ocak 2012 16:06  

safranlekesi   19 Ocak 2012 15:36  

Pejmurdee   07 Ocak 2012 12:57  

safranlekesi   06 Ocak 2012 16:47  

şimdi yan yana iki elma, dokundukça daha da çürüyen..
inan bilmiyorum hangimiz o çürük yanı kapatmaya, ötekine yanaşmıştık..

safranlekesi   06 Ocak 2012 16:02  

otçullaşmak iyidir.. rss kaynağı

birileri söylemiş, dinlemek gerek

"Tut ki gerçek korkunçtur, kapkara bir uçurumdan ibarettir ya da izbe bir dolabın tozları arasında birbirine sokulan kuşları andırır. Tut ki yalnızca şerdir gerçek olan, ama bu da şer değildir artık, çünkü adını yitirmiştir. Kim kabul edebilir bunu? Filozoflar böyle bir şeye kalkışmadılar
bile. Felsefenin tümü kolay bir iyimserlik öğretmiştir insanlara, Platon bile. Filozoflar yalnızca teolojinin öncü güçleridir. Her şeyin merkezinde İyiliğin
var olduğuna, kendi örneğini çevreye ışık gibi yaydığına inanırlar. İyiliğin tek, tekil ve birleşik olduğundan emindirler. Ya bundan emindirler ya da toplumu tanrılaştırırlar ki bu da aynı şeyi başka bir tarzda söylemektir. Filozofların içinde Kaos'tan ve Eskil Geceden sahiden korkan, ancak bir, iki kişi çıkmıştır, bunu görebilenlerin sayısıysa daha bile azdır... Ve eğer bir
çatlaktan, yüzeyin bir yırtığından bunu şöyle bir çaba görseler bile, hemen koşarak masalarının başına dönmüşlerdir ve bunun böyle olamayacağını açıklamak
için gecenin daha geç saatlerine kadar çalışmışlardır. Bu yorum uğruna acı çekmiş, hatta ölmüşlerdir ve, işte buna, gerçek demişlerdir."
...
"Gerçeği bilmiyoruz, çünkü bu, sana demin söylediğim gibi, katlanılamayacak bir şeydir. İyiliğin iyilik olabilmesi için kişinin hiçbir işine yaramaması gerekir ki, insanlar bu gerçeği kendi kendilerinden sonsuza değin gizli tutacaklardır. Felsefenin, teolojinin tüm tarihi bu gizleyiş
edimidir. Eski yanılgı sona eriyor, ama başka türlüleri olacaktır, şimdi aklımızın alamayacağı meleksi yanılgılar. Yehova'nın, Leviathan'ın dünyasında kişi bir amaçsız iyi olmak zorundadır, mantıksız ve ödülsüz; işte biz
ademoğulları için iyilik bu yüzden olasıdır. Yalnızca olasız değildir, düşünülemez bile, bizler onun adını koyamayız, bizim dünyamızda böyle bir şey var olamaz. Boş bir kavramdır bu. Aynı şey Tanrı kavramı için de söylenmiştir.
Söylenenler iyilik kavramı için daha da geçerlidir. Tanrı'nın ölümüyle önceki yalan döneminin kapandığına, gerçek bir ruhsallık döneminin başladığına inanmak ne güzel bir avuntu olurdu, mutluluk olurdu. Ama bu da yalandıri hatta
çağdaş teolojinin yalanı budur. Tanrı denen yanılsamaya kapılalım, kapılmayalım, iyilik bizim için olasızdır. Çünkü eşyanın düzenindeki yerimiz çok aşağılardadır. Tanrı gerçek azizlerin var olabilmesini olasız kılmıştır.Ama şimdi o yok olunca özgür kalıp kutsallaşmak da elimizde değildir. Şimdi de meleklere yem oluyoruz."

Iris murdoch-Melekler Zamanı
sf:184-186

safranlekesi   11 Kasım 2011 20:00  

"İncir Ağacı, öteden beri anlam yüklüdür gözümde
senin çiçek açmaya nerdeyse hiç yer vermemen
ve tam vaktinde kesin kararlı meyveye,
övgüsüz, iletivermen en katkısız sırrını.
Eğik dalın, çeşme borusu gibi, sürer özsuyu hep
aşağı doğru ve yukarı: uyanmış uyanmamışken,
sıçrar uykusundan en tatlı başarının mutluluğuna.
Bak: kuğudaki tanrı gibi. ...Bizse geç kalırız,
ah, çiçeklenmeyle övünürüz; çoktan açığa çıkmış,
gireriz ertelenmiş özüne son meyvemizin.
Eylemin basıncı pek az kimsede öyle güçlü yükselir ki,
gece havasınca baştan çıkaran çiçeklenme ayartısı
ağızlarının gençliğine dokununca, göz kapaklarına dokununca,
parıl parıl yanan yürekleriyle hep dururlar sımsıkı"
...

Rainer Maria Rilke - Altıncı Ağıt

safranlekesi   18 Ağustos 2011 12:02  

Incir ağacı gam alır...o yüzden incir ağacına olan bu düşkünlük...

helper benim   18 Ağustos 2011 12:08  

“l’amour est à réinventer.”
aşk(sevgi) yeniden icat edilmeli.
RİMBAUD

safranlekesi   08 Ekim 2009 14:05  

zardankadin   21 Ocak 2011 00:33  

"gerçek yaşam yok,biz dünyada değiliz"
RİMBAUD

safranlekesi   04 Temmuz 2009 11:40  

Başlangıçta söz vardı. Ve söz Tanrı’ya peygamberlere aitti. Söz, yaratanındı. Zamanla söze başkaları da ortak oldu. Ticaret ve teknoloji süreci hızlandırdı. Matbaa, yerel dillerin kullanımı, genel eğitim ve sonunda radyo, telefon vs. herkesi söze ortak etti. Hepimiz söze ve onun aracılığıyla dünyaya sahip olduk. Dünyaya sahip olma çabamızla onu bir bütün olmaktan çıkarıp kısırlaştırdık, kendi sözcüklerimizin içine hapsettik. Hükmeden artık biziz. Söz bizim!

Birbirimizi anlayamayacağımız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır.

Sözcükler bizi kör eder. Tüm duygularımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki baskın faaliyet, duyularımız aracılığıyla ulaşacağımız kavrayışı engeller, önünü keser. Böylece duyular, sözcüklere bir yardımcı olarak kullanılır yalnızca. Yalnızca sözcüğün anlamını zenginleştirmek için kullanırız onları. Buna karşılık sözcüklerin, duyuların toplam deneyimini zenginleştirmek için kullanıldığı pek nadirdir.

Suskunluk, duyuların yoğunlaşmasına yol açar, insanlar arasındaki sessizlik, iletişimin çoğalmasını sağlar. Çünkü sessizliğin içinde, ikimizden ya da üçümüzden daha büyük olan bir şeyi paylaşırız. Sessizlik, duyularla algılananların tümünün doruk noktasıdır. Söylenen sözcük, sessizliğe yapılmış bir müdahale, bütünlüğe yapılmış bir tecavüzdür.

İnsanı şaşırtan, hayrete düşüren, tedirgin eden şey, sessizliktir. Tehlikeli ve bilinmeyen olasılık vaat eden şey yine sessizliktir. Hayal gücümüzü zenginleştiren, yine sessizliktir.

Konuşmak, “geçici bir ölümsüzlük” peşinde boşuna koşmaktır. “ben varım” çığlığıdır bu. Sessizlik, zamanla ve sonsuzlukla olan ilişkimizin bilincidir. Aynı zamanda hem sonsuzluktur, hem toz zerreciği.

Sözcükler gereklidir, ama bir düzen duygusu vermek için değil. Sessizlik sözlerin yokluğu demek değildir. Doldurulması gereken bir boşluk değildir o.

Dünyayı sözcüklere tutsak ettik, bu süreçte biz de, kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk.

GÜNDÜZ VASSAF “ Cehenneme Övgü”
Sözcük Mahpusları bölümünden..
İletişim Yayınları

safranlekesi   11 Mayıs 2009 22:11  

...
LIZA: iblis, sanki kolumu büker gibi kolaylıkla yüreğimi de burkuyorsunuz. Mrs. Pearce beni uyardı. Kaç kere yanınızdan ayrılmak istemiş, ama son dakika onu caydırmışsınız. Oysa kadın umurunda bile değil. Ben umurunuzda bile değilim.

HIGGINS: hayat umurumda, insanlık umurumda. Sen de onun bir parçasısın. Yoluma çıkmış, evime girmişsin. Ne sana ne de başkasına bundan fazlasını verebilirim.

LIZA: beni sevmeyeni ben de sevmem.

HIGGINS: ticaret bu, alışveriş. Al gülüm ve gülüm. N’olur bir demet menekşe al Dayı Bey!

LIZA: benimle alay etmeyin. Çok ayıp.

HIGGINS: kimseyle alay etmem. Alay etmek insanın ne yüzüne yakışır, ne ruhuna. Yalnız çıkarcılığa karşı çıkıyorum. Sevgide alışveriş bana göre değil. Bana iblis diyorsun, çünkü terliklerimi getirerek, gözlüklerimi bularak bana yaranacağını sandın. Budala! Ben senin terliklerini önüne getirdim mi? Terlikleri başıma attığın zaman daha çok gözüme girdin. Bana kölelik ederek ilgi beklemenin hiç yararı yok. Köle isteyen kim? Geri geleceksen arkadaşlık adına, dostluk adına gel. Ben senden bir kere yararlandımsa, sen benden bin kere yararlandın. O fino köpeği gibi terlik taşıma numaralarından da vazgeç. Benim yarattığım Düşes Eliza’ya hiç yakışmıyor. Yoksa kapıyı suratına kapatırım.

LIZA: beni sevmiyorsanız neden beni düşes yaptınız?

HIGGINS: Çünkü bu benim işim.

LIZA: başıma ne dertler, ne belalar açılacağını hiç düşünmediniz.

HIGGINS: dertten, beladan korksa şu dünyayı yaratır mıydı yaradan? Hayat yaratmak, dert üretmek demektir. Beladan kurtulmanın tek yolu öldürmektir. Dikkat edersen, korkaklar başlarına bela olabilecek kişilerin öldürülmesini isterler hep.

LIZA: Ben vaiz değilim. Böyle şeyler dikkatimi çekmez. Yalnızca şunu fark ediyorum. Siz beni fark etmiyorsunuz.

HIGGINS: Eliza, sen budalanın birisin. Milton’la beslenmiş zihnimin hazinelerini senin önüne sermekle yazık ediyorum. Şunu iyice aklına koy: Ben yoluma giderim, işimi görürüm. Baban ve üvey anan gibi gözümü yıldıramazlar benim. Canın isterse gel, canın isterse cehennemin dibine git.

LIZA: ne diye geri gelecekmişim?

HIGGINS: eğlence olsun diye. Zaten seni onun için almıştım.
... BERNARD SHAW
PYGMALIION
Bernard Shaw "dört oyun"
Sezar ile Kleopatra
Pygmalion
kırgınlar Evi
Jan Dark
iş Kültür yayınları

safranlekesi   07 Mayıs 2009 12:49  

MUECCAN   12 Kasım 2009 12:03  

Çokk güzel

Aetheran   21 Nisan 2010 15:01  

“ çocuk kendisini ezen iktidardan pay alabilmek için çoğunlukla kendisini tabi kılar. İtaat etmek, iyi olmak demektir.
… Özgür olmak itaatsizliktir, hoşnutsuzluk yaratır, güçlülerin iktidarından pay almasını riske atar.

boyun eğiş özerk gücü sakatlar ve deformasyona neden olur. Gerçek özerklik için tek bir yol vardır; kendine ihanetten duyulacak acıyı göz almak.

Toplum boyun eğişi sorumluluk olarak görür.
Yaratıcı varlığımıza enerji sağlayan duygusal tepkiler; acı, çaresizlik, sevinç, merak…
İnsan kendi iç yaşamından kopmuşsa sadece dikte edilmiş düşüncelere tepki verir.

gerçekçilerin en büyük özelliği çaresizliklerini ve iç dengesizliklerini bastırmaları, kendi içyaşamlarından kopmuş olmalarıdır.

insanın kendi içinden kopuşu, gerçek bir benin gelişmesini olanaksız kılar.

şizofreninin deliliği, aslında bütünlük olmayan, dayatılmış ve ısmarlanmış bir bütünlüğe karşı çıkıştır. Bize dayatılan gerçeklikle kendi iç dünyaları arasındaki zıtlıkların gerilimini kaldıramadıkları için “normal”lerin kendi gerçek duyguları kalmaz.

şizofren, gerçek sevginin geçerliğine dayanan, odaksal duygu çekirdeğini korurken, deliliğini gizleyenler için iç yıkımlarına karşı tek direniş yolu iktidar peşinde koşmaktır. boşluğun kendi iç boşlukları olduğunu kabul etmemek için çevrelerinde yıkım ve boşluk yaratırlar.”

Arno GRUEN “Normalliğin Deliliği”
hastalık olarak gerçekçilik:
insandaki yıkıcılık üzerine bir kuram

çitlembik yayınları

safranlekesi   02 Mayıs 2009 15:10  

KOLLEKTİF ŞİZOFRENİ:
ZAMANIN İKİ YÜZÜ

Geçmiş zaman, gelecek zaman
çok az bilince olanak tanır.
bilinçli olmak
zaman içinde olmamaktır.
T.S Eliot

ÇOCUKLUK ÜLKÜSÜ:YİTİRİLMEMİŞ ZAMAN
bir aileyi ziyaretimde, ailenin en genç üyelerine bir 'öykü yazarı' olarak tanıtıldım. akşam, dolayısıyla, en genç çocuğa bir öykü anlatmam istendi. aksi taktirde uyumayacaktı! biraz kendi çocukluğumdan anımsadığım parçalar, biraz farklı zamanlarda okuduğum, tekrar okuduğum masallar, biraz öyküye uygun düşecek salt doğaçlamadan anında bir şey uydurmayı becerdim. Benim rahatlamam ve ebeveynlerin hoşnutluğu çocuk öyküden hoşnut, yüzünde mutlu bir gülümseme ile uykuya daldı. Ertesi gün aynı şeyi tekrarlamak zorundaydım. Bu yönde bir daveti kestirip kendimi önceden birkaç yeni öyküye hazırlamalıydım. Ancak ilk akşamdan daha hazırlıksız yakalandım. Çocuk ‘yeni’ öyküler istemiyordu;önceki akşam anlattığım aynı öyküyü istiyordu. Öykünün belli bir içeriği olmadığı için(yani benim için) ve anında uydurulduğu için tüm ayrıntıları anımsayamadım. Bu yüzden farklı bir doğaçlama ile devam ettim. Ancak çocuk bunları istemiyordu. Tamı tamına aynı öykünün, aynı biçimde anlatılmasını istiyordu. Belleği kusursuzdu- acımasızca kusursuz. Öyküdeki en ufak kayma hemen fark ediliyor , düzeltiliyordu ve utancımı bir kınama izliyordu: “ eğer bir çocuk öyküsünü doğru dürüst anlatamıyorsam, nasıl bir yetişkin ünlü yazarım ben?” kınamayı alçakgönüllülükle kabul ettim, ancak ben de protesto ettim: “eğer öyküyü tam olarak biliyorsan, neden benden öyküyü anlatmamı istiyorsun?” bir çocuk için aptalca soruydu. Yanıtını kendim vermiştim. Çocuk öykünün bu biçimde anlatılmasını istiyor, çünkü öyküyü bu biçimde biliyor-neden başka türlü olsun?... çocuk bilinen öykünün aynı biçimde yinelenmesini istiyor, çünkü hoş bir deneyimi yeniden yaşamak istiyor. Dahası, ilk anlatımın kavramasına yardım ettiği dünyayı yeniden yaratıyor. Başka bir deyişle, öyküdeki olayları zamansız bir boyuta koymak istiyor ve anlatıcının her defasında zamansız bir dünyanın kapılarını açmasını diliyor. Ne demektir bu- zamanın zamansız düzeni?
S.H. Vatsyayan ( A Sence Of Time)

Çocuk haklı. Zaman yitişir. Varolmak gizemli akışı durdurmaktır. Varolmanın başka yasası var mıdır? Düş zamanı, söylence zamanı, sonsuzluk. Bunlar artık yalnızca bir inanç. Sonsuz akıp gideni değil, zaman ile zamanı fethetmek istiyoruz. Zamanın zamansız düzenini istiyoruz. Bu özgür istencin bir kaprisi değil; varoluşumuzun kendi ağırlığının, kendi tutkunluğunun psikopatik tepkisidir. Zaman anlatının aracıdır. Varoluşun öyküsünü olanaklı kılan odur. Ancak, anlatılacak olanın kalması, yakalanması, dondurulması gerekir. Olanaklı mı? İki araç var elimizde. Bilinç ve bellek. Birinin yapaylığı sorun. Deneyimi önermelere dönüştüren yapısı, açık ve seçikliği hedeflerken, deneyimin kendi dinamiğinde gizlenmiş öğelerine ulaşma becerisi özürlülüğü yüzünden, hedefi hep sanata kaptıran bilinç. ‘bilinç ne var olanı yansıtır, ne de insanın varolan için açıkta durmasını sağlar’ (heidegger) insan varoluşunun varolma yolunun, varlığı anlamada yarattığı kökensel duruş olamadıkça –ki bu da zamansaldır- bilinç’in özğürlüğü devam edecektir. Diğeri ise artık güvenli bir anılar arşivi gibi değerlendirilmiyor. Onun yazgısı da zamanın elinde. “kökeninde, bellek olabildiğince kendini vermektir: sürekli yoğunlukla bir şeye bağlanmaktır- sadece geçmiş bir şeye değil, aynı biçimde şu anda olan ve olacak olana. Geçmiş, şimdi ve gelecek olan şu anda kendi varlığının birliğinde belirir.” (heidegger) zaman deneyimi ve deneyimin zamanlaşmasının etkileşimi, varoluşumuzun olanaklılığının sınırlarını yeniden belirlemektedir. Bu koşut olarak deneyime ilişkin kavramların küçük okul sözlüğündeki güvenli ve şirin anlamları da değişmektedir.
ERTUĞRUL R. TURAN
DOĞU BATI DERGİSİ SAYI:22

safranlekesi   29 Nisan 2009 18:19  

harika bir paylaşım,alıntılanması çok anlamlı...

uskudar   08 Ocak 2010 17:36  

burası forum değil.

zardankadin   31 Ocak 2010 12:39  

döküntü rss kaynağı

hafiflemek de gerek

safranlekesi   13 Eylül 2011 11:17  

safranlekesi   18 Ağustos 2011 12:29  

safranlekesi   19 Ocak 2011 00:54  

safranlekesi   23 Ağustos 2010 01:35  

"hoy los olivos duermen
y yo no duermo"

safranlekesi   17 Ağustos 2010 00:13  

dinledim ama ben asla öğrenmiyorum, bunun için ben yalnızca acıdığında dokunman gereken bir çiçek adıyım arta kalan zamanlarda acıtırım..üstelik sen hiç "acı"mıyorsun..

safranlekesi   15 Ağustos 2010 05:02  

safranlekesi   12 Mayıs 2010 13:26  

topluluklar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. yeraltı edebiyatı

    yeraltı edebiyatı

    5807 üyesi var. üyelik serbest.
  2. kedi sevenler

    kedi sevenler

    3655 üyesi var. üyelik serbest.
  3. sanat

    sanat

    3067 üyesi var. üyelik serbest.
  4. düşünce çöplüğü

    düşünce çöplüğü

    2954 üyesi var. üyelik serbest.
  5. edebiyat

    edebiyat

    2844 üyesi var. üyelik serbest.

1 2 3 ... 6


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

ETİKETLERİ

ARKADAŞLARININ EKLEDİKLERİ


pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage